Herkesten şüphelenmeliyiz. Deneyimleri, başarıları, kendi hakkında söyledikleri ya da başkaları hakkında anlattıkları şeyler net bir gösterge ya da kişisel bir etkileşim olmadığı sürece şüphelidir. Önemli olan ne dediği, ne iddia ettiği, hangi materyalleri yayınladığı değil gerçek dünyada ne olduğu ve bu internetteki sözlerinin ne kadarını eyleme döktüğüdür. Sözler, bireylerin eylemleri aracılığıyla can bulana dek (ilginç veya eğlenceli olsalar bile) sadece içi boş kelimelerden ibarettir.
“Üstün insan, konuşmadan önce eyleme geçer ve konuştuğunda eylemlerine göre konuşur.” ~Konfüçyüs
Bu platformda içeriklerimi Korkut ismiyle yayınlıyorum. Kendimi bildim bileli resim çiziyorum. 8 yıldır ezoterik (Teozofi, Hermetizm ve Anadolu Sufizmi başta olmak üzere) ve pagan gelenekleri üzerinde çalışıyorum.
8 yıl uzun bir süre. Aptal bir romantizmle başlayan süreç benim kendi VELTANŞAUNG’umu biçimlendiren ciddi bir ilgi alanına dönüştü. 15 yaşındayken, akranlarım gibi oturup ders çalışıp örnek bir çocuk olmak yerine, elimdeki telefondan üstünkörü okuduğum birkaç PDF dosyasına güvenerek bir internet topluluğu kurmuştum. İşin tuhafı, birkaç kaynaktan ezberlediğim yarım yamalak bilgiler beni bir anda kitlelerin dinlediği bir figür haline getirdi. Yaşını başını almış insanlardan benim gibi çocuklara kadar, anadilimi konuşan yüzlerce kişi bu sanal topluluğun müdavimi oldu. O yaşta bir genç için bundan daha havalı çok az şey vardı. İşleri daha da ileri götürüp farklı mahlaslarla hayali karakterler yaratmıştım (sockpuppets), hatta bu karakterler bazen forumda kendi aralarında tartışır, topluluğa canlılık katardı. Elimdeki bu kitle gücünü geleceğe yönelik vizyoner projelere dönüştürmedim, üyelerin bana atfettiği o tatlı saygınlığın tadını çıkarıp keyif çattım. Geriye dönüp baktığımda, aslında dünyayı kurtarmadığımın ya da devasa bir iş başarmadığımın farkındayım, altı üstü bir ergenlik fantezisi ve geçici bir hevesti. Yine de bana insan psikolojisini, kitle yönetimini ve algının gücünü erkenden gösteren bir süreçti. Neticede olması gereken oldu ve ifşa oldum. Atılmıştım. Ve ardından geçen yedi yıla rağmen bu topluluğun mevcudiyetini ve geniş kitlesini koruması hayranlık uyandırıcı olsa da, günümüzde ne yazık ki şarlatan fenomenlerin yönetiminde ticari bir kuruluş olarak varlığını sürdürüyor.
Her neyse, neticenin pek bir önemi yok. Asıl önemli olan, bu süreçte bir şeyler kazanabilmiş ve öğrenebilmiş olmamdır. O dönemden sonra eskisi kadar aktif olmasam da farklı mahlaslarla varlığımı sürdürdüm. Ciddi olarak diyalog kurduğum, parmakla sayılacak kadar az kişiden oluşan bir arkadaş kadrom vardı. Ancak lise yıllarım olduğu için aklım internetten ziyade gerçek dünyadaydı; kavgalar, kaçamaklar ve ateşli ilişkilerle dolu bir dönemdi. Zaten genel olarak aşırı fazla yaramaz bir çocuktum. ‘Aşırı yaramaz’ bile çocukluğumu tarif etmek için çok iyimser bir seçim. Fakat bir süre sonra COVID-19 vakası neticesinde pandemi patladı! Bu dönem internete gömülmüştüm. Gerçek dünyayla bu bitmek bilmeyen bağlantım, pandemi sonrasında internet topluluklarındaki varlığımın zamanla sönüp gitmesine neden oldu. En sonunda da geçmişe dair ne varsa tüm hesaplarımı bir kalemde sildim.
Beni merak eden insanlar oldu. Genelde onları artık bu meseleleri bıraktığıma dair bir yalanla savuşturdum. Ne yaptığım veya ne yapacağım bilinsin istemiyordum. Doğrusu ben de ne yapacağımı bilmiyordum, tek bildiğim yalnız olmak istememdi. Aile evinden de ayrılmıştım ve yalnız başıma uzun bir süre geçirdim – çok uzun bir süre. Gerçek dünyadaki mevcut arkadaş çevremden de kendimi soyutladıktan sonra günlerimi Karadeniz’in rutubetli kanyonlarında geçirmeye başladım. Bu izole dönemlerde ONA MSS‘leri üzerine çalışmaya başladım – daha doğrusu onları anlamaya çalıştım. Bu dönem, dünya görüşümü biçimlendirmeye başladığım en kritik dönemlerden biri oldu (Weltanschauung).

Dürüst olmak gerekirse, ONA ile olan bağım çok eskilere dayanmıyor. Varlığından elbette haberdardım, fakat bu tür doktrinleri hiçbir zaman benimsemedim. Benim için onlar (ONA ve diğerleri), sanatıma farklı nüanslar katmak ve üretimlerimi beslemek adına kullandığım birer ilham aracından ibaretti. Ama izole geçirdiğim süreçte işler biraz değişti. O yalnızlık ve içe dönüş dönemi, bu doktrinleri sadece birer ilham kaynağı olarak görmenin ötesine geçmeme neden oldu. Onları adeta bir laboratuvar malzemesi gibi aldım, içselleştirdim ve sanatımdaki o nüansları radikal birer odak noktası haline getirdiğimi fark ettim.
Ama beni derinden rahatsız eden üç temel durum vardı: Birincisi, bu hususta neredeyse hiç Türkçe kaynak bulunmamasıydı. İkincisi, elimdeki tüm o yabancı materyallerin, henüz bir asır önce atalarımın topraklarında hak iddia edip yerle yeksan olup kaçan, o kibirli ama temelsiz Beyazlar dünyasının lisanıyla yazılmış olmasıydı. Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, mevcut ONA materyallerinin ekseriyetle Batı ve Güneydoğu Asya odaklı metagenetik terimlerle şekillenmiş olması, yani tamamen benim kendi kanıma, kendi köklerime yabancı mitoslar üzerine kurulmasıydı. Elin yabancısının kendi soy bağından damıttığı sembollerle kendi zihnimi beslemeyi reddettim, benim kendi genetik mirasıma, kendi kadim coğrafyama ait mitolojik bir referansa ihtiyacım vardı. İşte bu blog sayfasını açmamdaki en temel motivasyon kaynağım bu can sıkıcı paradokslara dayanıyor. Bu sorumluluğu tek başıma sırtlanmak gerici ve hassas bir yük o yüzden bu blogda böylesi büyük bir iddiayla ortaya çıkmıyorum! Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim; Benim amacım bu yükü tek başıma taşımak değil, başkalarının da bu sorumluluğu üstlenmesine kapı aralamak, onlara bu yolda bir nebze de olsa ilham ve cesaret kaynağı olabilmektir. Mitlerin nedensel bir yasaya dayandığını ve bunun kan yoluyla aktarıldığını düşünüyorum. İnisiyasyon/Erginlenme rastgele bir süreç değildir, kişi ancak kendi soyunun getirdiği niteliklere göre bir erginlenmenin yoluna girebilir. Ayrıca bu yüzden modern dinlerin “herkese açık” yapısını ve yabancı formları tamamen reddediyorum. Bu kesinlikle eskiye duyulan bir özlem değildir, bu yeni bir şey için sağlam temel atma girişimidir – benim için bir otokritik projesidir. Ayrıca kendi metagenetiğine yabancı paradigmalarla zaman öldüren okültistlerden oldum olası tiksinmişimdir. Bu, bir paradigmanın diğerinden üstündür demek değildir. Bunların hepsi nedensel kalıplardır ve kesinlikle aşılması gerekir.
Bayağıların (mundane) ya da ONA çevresindeki figürlerin ne yaptığı, ne söylediği veya bu yapıyı nasıl tükettiği benim ilgi alanımın tamamen dışında. Benim yegane odak noktam, kendi yoluma bakmak, bu testim üzerinde çalışmak. DM’nin on yıllara yayılan o köklü Æonik çalışmalarından çıkardığım manalardan biri, en hayati erdem, tam anlamıyla sarsılmaz bir itidal sahibi olabilmektir. Yani dış dünyanın ONA hakkındaki spekülasyonlarına, yargılarına ve sığ eylemlerine karşı mutlak bir bağışıklık kazanmak. Çünkü kitlelerin ürettiği tüm o söylemler ve eylemler, zamanın ve tarihin büyük akışı karşısında geçici birer illüzyondan ibaret.
Benim nezdimde gerçek yürüyüşü ve elit ayrımı belirleyen şey, şu üç temel sütun üzerinde yükselir; Olayların, imlerin ve öğretilerin ötesine geçebilen düzeyde bir anlama yetisine sahip olmak. Görünenin ardındaki gizli gerçeği, yani en yoğun, en saf ve en derindeki haliyle Kara Olanı—Türkçe’de görünenin ardındaki gizemli ve asıl olan özü temsil eder—bir empati ve sezgiyle hissedebilmek. Ve sonuncusu, ONA öğretilerinin dört bir yana dağılmış minik, parça parça ve dağınık unsurlarını bir araya getirerek gerçek hedefleri hayata geçirecek işlevsel, keskin ve güçlü birer araca dönüştürebilmek. DM’nin daha önce yazdığı gibi, “[…] The effort belongs to each individual – they must learn, discover, experience, for themselves. And make their own mistakes.”
Bilgilendirme, Uyarı ve Gizlilik
Ben Usta/Adept değilim. Ben karanlık bir rahip ya da karanlık bir komutan değilim. Gizemli bir ONA tapınağında resmi bir kaydı olan karanlık bir keşiş de değilim – kim öyle ki zaten? Herhangi bir şeyi, özellikle ONA’yı temsil etmiyorum. Ben referans alacağınız güvenilir bir kaynak ya da otorite değilim. HİÇBİR ŞEY İDDİA ETMİYORUM ve eğer ediyorsam GERÇEK DEĞİLDİR! Buradaki içeriklerim hiçbiriniz için hiçbir şey ifade etmemelidir. Eğer ONA’yı tecrübe ediyorsanız, kendi bireysel muhakemeniz (ya da AL’nin dediği gibi pathei-mathos‘unuz) birinci referansınızdır, ikincisi AL’nin imalarıdır (ki bu bile şüphelidir). Üçüncüsü, dördüncüsü veya beşincisi YOK! Ben sadece anonim biriyim ve her şeyim ŞÜPHELİDİR! Bu sadece benim için geçerli değil. Şunu hatırlayın; “In the O9A therefore, individual pathei-mathos is ‘the ultimate authority’. Not individuals, not some title, self-given or otherwise. Not Mr Anton “I claim no authority” Long; not his writings; not his diverse exeatic life; not his ‘esoteric philosophy’ that, presenced by others, is the O9A. Not what some O9A Adept – someone who has successfully undertaken the Seven Fold Way up to and including the rite of internal adept – says or writes. Not what some O9A ‘outer- representative’ – self-described, or otherwise has said or written.” –ONA, Authority, Learning, and Culture, In The Sinister Tradition Of The Order of Nine Angles ve ayrıca; “This means that we most certainly do not trust nor respect some anonymous or anonymized person who writes about themselves and/or about the O9A via the medium of the internet. Thus we suspect them, and everything they write, be it via e-mail, or on some web-log or on some forum or on some website; even if – or especially if – they claim to be O9A and/or claim to be part of or to have founded some O9A nexion/group or claim to have done various sinister deeds. Thus we suspect them, and everything they write, even if they have been making such claims or writing about the O9A for years; even if what they write seems in line with the esoteric philosophy of the O9A; and even if we have been in contact with them for years via mechanisms such as e-mail or a written correspondence.” –ONA, Some Advice For Neophytes Regarding The Order of Nine Angles.
Tekrar hatırlatmak istiyorum; bu sayfa “benim için” bir test ve otokritik projesidir. Doğru konuşmak gerekirse bu bile tek başına haddimi aştığım anlamına gelir. Şunu unutmayın; yalan söylemek hiç zor değil. Özellikle internet aleminde. İnternet gerçek dünya değildir ve burada ne bok olmak istersen o bok olmak çok kolaydır. Ayrıca özellikle, 8-9 yaşındaki bir ilkokulludan ya da tek derdi ün ve şöhret olan parlak montlu tüysüzlerden tutun yeni nesil orospulara kadar herkesin her konuda fikir beyan edebildiği boktan bir dünya haline geldiği, kimsenin gerçekten bir akıl hocası olması ya da lügatlara aşina olması gerekmediği çünkü ortalık zaten yapay zekanın (AI) gölgesinde cirit atan papağanlarla dolu bu günlerde… Sadece bu değil. Aynı zamanda şu an önümüzde bayağı/mundane fikirlerin, birbirini tekrar eden ideaların ve taklit düşüncelerin kişisel bloglar ve sosyal medya sayfaları aracılığıyla her köşeyi kapladığı bir göt deliği çukuru var. Kendilerini birer büyücü ya da mistik gerilla olarak gören bu kalabalığın arasında kendimi ayrıştırabilmek adına yaratıcılığımı kullanmayı denedim. Amacım, bu gürültüden sıyrılmak ve kendimi net bir çizgide konumlandırmaktı. Bu doğrultuda, ordu disiplini ve standartlarına sahip, özgün bir manuel kloaking sistemi geliştirdim.
SORU: Manuel bir Kloaking Sistemi, bu Emperyal Ezoterizm stratejisine nasıl hizmet eder?
“Emperyal Ezoterizm” ifadesinin buradaki ironik yerini bir kenara koyarsak; anlıyorum ki ONA için asıl amaç bir sığır sürüsü toplamak değil, Onur ve Sadakat kanununa bağlı, soylu azınlıklardan oluşan modern kabileler inşa etmektir. Bu bağlamda manuel kloaking, aslında dijital bir seleksiyon mekanizmasıdır. Arkasında mistik ya da karanlık bir gizem aramak yersizdir, bu tekniği kullanmamın iki rasyonel ve pratik nedeni var: Birincisi, botların elenmesi. Modern tiranlık sistemi, dünyayı yapay zeka algoritmaları, semantik tarayıcılar ve dijital fişleme ağlarıyla kontrol etmeye çalışıyor. Ancak bu devasa mekanizmanın büyük bir kör noktası var: Mantık yürütebilir ama sanatsal niyeti ve esansı anlamlandıramaz. Bir bot, saniyede milyarlarca veriyi tarayabilir; fakat tuvalin sol alt köşesindeki bir fırça darbesinin ardındaki felsefi derinliği kavrayamaz. İkincisi, bayağı ve yüzeysel olanın elenmesi. Sadece bakıp geçen, derinleşemeyen kitleleri kapıda bırakmak.
İşte bu sistem tam olarak bu yüzden bence hedeflenen amaca hizmet edebilir. Vasat kalabalığı ve algoritmaları eşikte eleyerek, ortak bir algı ve estetik anlayışına sahip nitelikli azınlığa ulaşmamı sağlayabilir. Bu, bilgiyi körü körüne ve hoyratça yayma çabası değil onu bir bilgisayar korsanı usülüyle, sadece konuya yabancı olmayan ve kriptolojiyi çözebilecek donanıma sahip olanlara sızdırma stratejisidir. Buradaki içeriklerin kendisi mutlak sırlar barındırmıyor, hiçbiri Tolkien’in Kara Lisanı ile yazılmadı. Bazıları kavramsal imalar, bazıları ise tercüme denemelerinden ibaret. Birincil kaynaklar zaten halka açık bir şekilde tek tıkla erişilebilir vaziyettedir – ONA açık kaynaklı bir yazılımdır. Her neyse. Belki de bu yöntem pratikte bir yanılgıdır, fakat bunun hükmünü siz değil, Zaman Baba verecektir.
☉ 27° ♉︎ 44 (Algol) | ☽ 02° ♊︎ 43 | Asc 02° ♏︎ 36